DOST ACI SÖYLER

Son senelerde vicdanı olan herkesin kabul edeceği üzere Federasyonumuz devletin sağladığı imkanlarla , iyi niyetle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bir sürü tesis yatırım aşamasında olduğu için sonuçlarını gözümüzle göremiyoruz. Hepimiz heyecanla 2011 e kitlenmiş bir şekilde ülkemizde kayağın çehresini değiştirecek bu gelişmeleri takip ediyoruz. Öte yandan sayısız eğitim seminerleri yapılıyor, FIS den uzmanlar gelip yarışların nasıl düzenlenmesi gerektiğini anlatıyorlar. Sayısız yurtiçi ve yurtdışı kamplar düzenleniyor , çeşitli yaş guruplarından gençler buzul kamplarına götürülüyor. Çok ciddi malzeme yatırımı yapılıyor , sporculara kaliteli malzemeler dağıtılmaya çalışılıyor , duyduğum kadarla kulüplere ciddi malzeme yardımları yapılıyor. Bakanla iyi bir iletişim kurularak alınan destekle bütün yeni yatırımlar Federasyon üstünden yapılarak , federasyonun gelecekteki gelirleri garanti altına almaya çalışılıyor (bu konuda emeği geçenlere teşekkür etmek boynumuzun borcu) kısaca dışarıdan bakınca güzel şeyler oluyor.

 

Ancaak 2011 in provası olacak diye düzenlenen Türkiye Şampiyonası'na geliyoruz, sıfat bulamayacağımız kadar kötü bir organizasyonla karşılaşıyoruz. Eğitim seminerlerinde anlatılmasına rağmen yanlış kurulan bir güvenlik ağı,iki gün de çalışmayan skorboard, sporcuların toplam derecesini söyleyemeyen bir sekretarya, yarışın geç başlamasına neden olan portatif jeneratörler, zamanları toplayıp yanlış yazan bir bilgisayar programı(sitede hala yanlış toplamlar yayınlanıyor), gözünün önünde kapı atlayıp yarışı terk eden sporcuyu diskalifiye etmeyen , sarı bayrağın ne zaman kaldırılması gerektiğini bilmeyen hakemler, kategori başında değil ortasında piste giren derepaj ekibi, lazım olduğu zaman ortada olmayan matkap ve kapı anahtarları, çıkan kapıların yerini belirlemek için sıkılması gereken boya, kapı diplerinde oluşan bozulmaları düzeltmek için hiç bir alet ekipman olmayışı, hatta kırılabilecek olan kapılara yedek hazırlanmamış olmaması ilk izlenimdeki eksiklikler. En dehşet komik ise dereceler okunamazken müzik çalın diye akıl veren görevli.

 

Bence esas yanlış sistemden kaynaklanıyor. Kullanılan bütün malzemeler federasyonun, sekretarya federasyonda , organizasyon özel şirkete verilmiş, olayın sahibi belli değil. Günler öncesinden çekilen ağ , ekonomik nedenlerle bir daha sökülmesin diye , yeni yağan kar pist makineleri ile kenara sıyrılacağına ezilmeye çalışılmış ve normal şartlarda start verilmemesi gereken bir pistte slalom yarışları yapılıyor. Tabii düşen düşene, hata yapmayan az sayıda sporcu dereceye giriyor. İkinci gün hava hiç olmazsa yüzümüze gülüyor, daha iyi şartlarda bir b.slalom yarışı yapılıyor. Ama yine de FIS B.slalom standartlarına uymayan bir pistte,  alışagelmiş aksaklıklarla , biz Türkiye Şampiyonasını yapıyoruz.

 

Seneler evvel ben dahil bir sürü insanın beğenmediği eski federasyon zamanında Uludağ ikinci bölgede düzenlenen yarış ve pistler gözümün önüne geliyor, sonra 2005 ve 2006 da (her ne kadar pist uygun olmasa da) Audi sponsorluğunda yapılan mükemmel organizasyonlar, karşılaştırınca insan üzülüyor. 2007-2008-2009-2010 dört senedir Erzurum'da düzenlenen yarışmalarda bir arpa boyu yol alınmamasının nedeni üstüne kafa yormak gerekir. Bu organizasyonları özel sektöre yaptırmak , birilerinin bu işten para kazanıyor olması, eskiden canı gönülden karşılıksız bu tür organizasyonlarda çalışanları küstürmüş olabilir mi ? Bir protokol mevki olan Yarışma Müdürlüğü pozisyonuna artık sahiden yarışın patronu olacak biri atanmalı mı ? Erzurum'da yapılmasında ısrar edildiği için sponsor bulunamayan bu organizasyonda çalışanlar yeterli ücret almadıkları için mi böyle umursamaz olabiliyorlar ?  yoksa verilen eğitimler mi yetersiz ? Benim gözlemlediğim maalesef Erzurumlu organizasyona sahip çıkmıyor. Kim para kazanıyorsa o uğraşsın, bana ne diye bir hava var. Yada federasyonun bu organizasyon için ödediği ücret çok az, o yüzden bu paraya bu kadar olur deniyor. Ama ne oluyorsa olan kayağa ve sporcuya oluyor.

 

Yarışlarda ki derecelere bakıyoruz, bir kaç tane gencin iyi  dereceler yaptığını görüp umutlanıyoruz, sonra bakıyoruz ki kategori birleşmesi yüzünden (yerel şampiyonada 5 yaş farklı gençleri aynı kategoride yarıştıran muhtemelen ilk ve tek ülkeyiz) şampiyonada çoğu kontenjanla yarışabilen Genç 1 erkeklerden hiç birinin aday kadroya seçilmediğini  görüyoruz. Genç 1 deki kızlar daha şanslı, onlar göreceli daha kötü performanslarına rağmen kadroda yer bulabildiler.

 

Senelerdir benim yazmaktan bıkmadığım , federasyonun da uygulamaktan vazgeçmediği şekilde, ülkesinde düzenlediği FIS yarışına kendi sporcusuna kota koyan tek ülke olarak yine tarihe geçiyoruz.

FIS in www.fis-ski.com/uk/604/610.html?sector=AL&raceid=59119 ve www.fis-ski.com/uk/604/610.html?sector=AL&raceid=59118 sayfalarında komşumuz Yunanistan'ın organize ettiği FIS yarışına kaç tane sporcusunu soktuğuna lütfen bir bakın ve bizim çağdışı uygulamamızla bir kıyaslayın. Yurt dışındaki FIS  yarışlarına ferdi katılım yasak olduğu için ,  sporcularımızın çoğu uluslararası bir yarışta start alamadan sezonu kapamaya hazırlanıyor.  Yaz başından beri çağrıldıkları kamplara katılan sporcuların aylardır özel yaşamlarında fedakarlık ederek gösterdikleri inanılmaz özveri göz ardı edilerek, bir kısmı Türkiye Şampiyonası'ndaki performansları beğenilmediği için kadro dışı kalıyor. Düşünün yazdan beri yapılan o kadar kamp girilen yarışlar, seçme için kafi gelmiyor , sporcuların en stresli olduğu Türkiye Şampiyonalarını hem çocuklarda hem de büyük/gençlerde milli takım seçmesi haline getiriyorlar. Çocuk sporcular etap yarışında risk almayıp Türkiye Şampiyonası'na  kalmak ile risk alıp milli takıma seçilmek arasında ikilemde bırakılıyor.  İlla yapılacaksa etap yarışlarından veya Türkiye Şampiyonası'ndan sonra ayrı bir seçme yapmak bu kadar mı zor?

 

Bütün bunlar olurken Universiade takımımızın sorumlusu olduğu söylenen yabancı antrenörümüz bir aydır ortalarda yok , Erzurum da ki Türkiye Şampiyonasına da katılmıyor. Onun yokluğunda, sezon başından beri takıma kazandırmaya çalıştığı bir avuç gelecek vaat eden genç sporcumuz da takımdan kesiliyor, küstürülüyor. Konuştuğum her yaştaki sporcuların çoğu mutsuz ve umutsuz , hepsi haksızlığa uğradığını veya uğrayabileceğini düşünüyor. Çünkü yarıştan sorumlu her bir teknik kadro kendi kriterini kendi belirler hale gelmiş, Bursa'da başka , Erzurum'da başka kriter uygulanıyor. Bir standarta bağlanmadığı için bazı yetkili kişiler karar verici önemli adam rolünü oynayarak , sporcuların sırtından kendi egolarını tatmin ediyorlar.

 

Bunların neticesi alınan sonuç ortada, 250-300 bin dolarlık bütçeyle 2006 Torino'ya ikisi ülke kontenjanı, üçü kendi performansı ile giden 5 sporcuya karşı, milyon dolarlık bütçelerle üçü ülke kontenjanından 4 sporcu 2010 Vancouver'e gidebiliyor. Senelerdir performans sporundan uzak olmalarına rağmen, çok bilmiş bir şekilde dört senedir antrenörlerin yaptığı her işe karışan , kendilerinin hiç bir uluslararası başarısı olmayan , uluslararası başarısı olan bir tane sporcu yetiştirmemiş olan, lisan bilmediklerinden dolayı yurtdışını da takip edemeyen teknik kurul üyeleri icraatları ile sportif başarısızlığın gerçek mimarlarıdır. En iyi bildikleri şey kamplarda caka satarak, sporcuları azarlayarak, aşağılayarak, ceza vererek egolarını tatmin etmek olan, istediği sporcu takıma seçilmedi diye dış yarışlara gidilmesini engelleyen, malzemeden anlamayan, kamplarda her akşam düzenledikleri lüzumsuz toplantılarla kendi reklamlarını yaparak sporcuları motive ettiklerini sananlar, yeni dönemde de üstün başarı gösterdikleri bu göreve, hangi yüzle talip olacaklar çok merak ediyorum. Bir de sporcuları birbirine düşman etmek istercesine, sporcuların üstüne bahis oynayanlar var ki, onları Allah'a havale ediyorum. 

 

Esasen sorgulanması gereken bu kadar yetkiyle donatılmış her branş için ayrı ayrı  teknik kurula ihtiyaç var mı?  Ben incelediğim federasyonların içinde böyle bir yapılanmaya rastlamadım. Diğer federasyonlarda teknik kurullar bir nevi teknik danışma kurulu durumunda , bizdeki gibi icra faaliyetleri ya yok ya da çok sınırlı.  Bizde ki teknik kurullar branşlardaki teknik direktör ve antrenörlerin patronu konumunda , her türlü güncel olaya müdahale halinde. Aslında branşlarda ki teknik sorumluluğu üstlenen teknik direktör/antrenörlerin hayatlarını kolajlaştıracak idari menajerlere ihtiyaçları var. Biz davulu asıyoruz antrenörün sırtına, tokmağı veriyoruz teknik kurula. Şirketlerde bile bir genel müdür atarsanız, bırakırsınız kendi kararlarıyla şirketi yönetir. Eğer siz yönetim veya icra kurulu olarak her işine karışırsanız , o iş çorba olur, o atadığınız genel müdür de sonunda maskara olur.  Eğer teknik direktörlüğe hevesliyseniz onun yeri teknik kurul değildir, inersiniz sahaya alırsınız sorumluluğu , günahıyla sevabıyla da icraatınızdan  sorumlu olursunuz.

 

Seçimden sonra göreve devam edecek olanlar veya yeni seçilecekler,bugüne kadar hiç bir federasyona nasip olmayan bir tesis altyapısı ile bir döneme  başlayacak. Yatırım açısından çok üst düzeyde, ancak sportif açıdan maalesef eskisini aratan seviyede geçen son 4 sezondan sonra hepimizin ortak arzusu yeni yönetimin sportif başarıya daha fazla odaklanması. Maalesef ülkemizde  eğitilmiş , kapasiteli insan gücü kayak branşında en çok eksiği hissedilen faktör. Bunun tek çaresi de eğitim, eğitim ve sadece eğitim. Dört senedir bir tane bile ciddi antrenör eğitimi yapılmamış olması, genç antrenörlerimize yurtdışı eğitim şansı verilmemesi, FIS in sporcu ve antrenör eğitim imkanlarından faydalanılmaması bu federasyon yönetiminin en büyük eksiğidir. Antrenöründen sporcusuna, yöneticisinden velisine herkesin eğitilmesi en önemli öncelik olmalı. Yoksa bu sistemle bizim kayakçılarımız ister 300 gün kayak kaysalar değişen bir şey olmayacaktır. Kasım sonunda 09/10 sezonu için büyük beklentileri olan Özer Başkan'a da bu düşüncemi söylemiştim. Maalesef haklı çıkmamın kimseye faydası yok, ancak boş başarı vaatleriyle gözü boyanmaya çalışılan yönetimin, gerçekleri görmesi açısından bir faydası olur umarım.

 

Ne yazık ki bu seçim sistemi , oy potansiyeli olan insanların yönetimlere yakın olmasına neden oluyor. Sahiden vizyonu, bilgisi, kültürü yabancı lisanı olan bir sürü insandan faydalanılamıyor. Ülkemizin politik sisteminde olduğu gibi, bizde de  vasıfsız , çıkarcı bazı insanlar yönetimlerin sırtına sülük gibi yapışıyor. Maalesef  bunun bu sistemde bir çaresi yok. Ancak federasyon yönetiminde veya kurullarında görev alanların kesinlikle federasyonla direk veya dolaylı  yoldan ticaret yapmasının önüne geçilmesi gerekir, yoksa şimdi olduğu gibi dedikodu alır başını gider.

 

Bu satırların yazarı bir süre önce muhalif gurup tarafından, federasyondan nemalandığı için yeterli sertlikte muhalefet yapmamakla suçlandı ve ticari ilişkileri bakanlık müfettişlerince sorgulandı, ifadesi alındı. Biz de her şey körü körüne olmalı , ya gözün kapalı destekçisindir ya da azılı muhalif.  Hem dost olup hem de yanlış yapıldığına inandığın icraatları sorgularsan hiç kimseye yaranamazsın. Ben iyi niyetine kesinlikle inandığım Özer Başkan'ın hoşgörüsüne sığınarak gözlemlediğim  kendimce yanlışları burada dile getirmeye çalıştım. ileride de Başkan kim olursa olsun bu misyonuma devam edeceğim. Önümüzdeki seçim için benim şahsi öngörüm, kayak camiasının bir dönem daha Özer Ayık la devam etmeyi tercih edeceği yönünde. Tabii seçim bu belli olmaz , ama seçildiği takdirde umarım kendisi dört buçuk senelik tecrübesinden sonra, ilk seçimde yaptığı hataları tekrarlamaz, kurullarını belirlerken daha dikkatli davranır. Özellikle iş hayatında ahlaksızlığı ile meşhur olmuş kişilere yönetimde ve kurullarda yer vermez.

 

Yeni seçim döneminin hayırlara vesile olmasını dilerim.

 

Not.  bu yazı genel anlamda alp disiplini ile ilgili yazılmıştır.

 

 

<<< Pencereyi Kapat >>>