AFFET BİZİ ASLI

İlk haberi duyduğumda herkes gibi isyan ettim, nasıl olur 17 yaşında bir kız kayak kayarken hayatını kaybeder diye?  Detaylar geldikçe acımız büyüdü , içimiz daha fazla yandı. Nasıl olur bu kadar ihmaller silsilesi diye çıldırdık, sebep olanlara beddua okuduk.

 

Üstünden iki gece üç gün geçti, çok düşünme imkanım oldu, özellikle  uykusuz  gecelerde. Esas sorumlunun kendimiz olduğuna karar verdim sonunda.  Sözde iyi eğitim almış, yurtdışı görmüş , bu işten anlar geçinen insanlar olarak , senelerdir bu şartlarda çocuklarımızın yarışmasını teşvik ettik, olan aksaklıklara göz yumduk.  Burası Türkiye dedik , imkanlar bu kadar , idare edelim. Bunu sadece yarışlar için söylemiyorum, Ilgaz’da telesiej direğine çarparak ölen genç için de , Uludağ’da sis yüzünden kaybolup ölen genci de çok umursamadık. Kartalkaya’ da ki tahta perdelere vurup sağını solunu sakatlayanları görmemezlikten geldik. Uludağ’da , Sarıkamış’ta ormanın içinde gerçek güvenlik ağı olmadan yarış yaptık, garipsemedik. Yıllar evvel Uludağ Tutyeli’nde yapılan Super-G yarışında , pistin ortasındaki ağaca vuran Gökhan Top’la dalga geçtik, trafiğe çıkarken bize haber ver önlem alalım diye.  Hiç birimiz demedik ki o ağacın etrafına niye güvenlik önlemi alınmadı ? çünkü kültürümüzde yok. Yıllar geçti, görgümüz, bilgimiz arttı ama kaderciliğimizden ödün vermedik. Normal karşıladık bütün bu olanları,  Universiade da kar yokluğundan saplayamadığımız güvenlik direklerinin içine inşaat demiri çakmayı  Türk iş bitiriciliği diye alkışladık.

 

Tabii aramızda akıllılar da vardı; seneler evvel Kayseri’de yapılan Super-G yarışında dandik ağların altından geçerek kayalara çarpan Alper’i , Sarıkamış’taki rezaletten sonra İrem’i  yarışlardan çeken aileler gibi. Ama bizim bağlanmıştı bir kere basiretimiz, devam dedik , bir şey olmaz bizim yavrularımıza. Ama en sonunda bu vurdum duymazlık hepimizi en zayıf yerinden vurdu. Esasen kokusu gelmeye başlamıştı son yapılan Konaklı kamplarında yaşanan bu kadar çok sakatlığın ardından , geliyorum demişti. Umursamadık , olur dedik , suça ortak olduk.

 

Adını anmaya bile tenezzül etmeyeceğim Federasyon Başkanı denen adam çıkıp diyor ki  “İHMAL VAR DİYE BİZİ KİMSE SUÇLAYAMAZ”.  Böyle memlekete , bizim gibi adamlara layik bir başkan işte, fazlası var eksiği yok. Yarın basın toplantısı düzenleyecekmiş, bekleyin bir  “YALAN RÜZGARINI”. Kendini kurtarmak için diyecek ki , bizim pistlerimizi FIS onayladı, tahta perdeleri gördüler bir şey demediler. Bizim pistlerimiz FIS standartlarında , bizim ihmalimiz yok, niye çarpmış ki tahta kar perdesine, başka çarpacak yer mi yoktu ? geçiverseydi yanından. Baksana bütün dünyada böyle yapıp ölmüyormuş sporcular.

 

FIS demiş ki bunlara bilmem kaç numaralı homologasyon fişiyle onayladığım “bayanlar Super-G pistinin”  hemen 4 metre yanına , kar tutmak için tahta bariyerler yap ve sakın ha bunların önüne güvenlik önlemi alma, gerek yok. Kayakçılar gitsin o pistte kaysın, hatta antreman yapsın, önemli değil, ölen ölür kalan sağlar bizimdir. FIS’in talimatında bile böyle yazıyor, bakın sayfa bilmem kaç (nah görürsünüz).

 

İnsan olan der ki ; böyle  üzücü bir olay cereyan etmiş, araştıracağız, eğer biraz bile sorumluluğumuz varsa , istifa etmeyi de biliriz. Ama Avusturya’dan diyor ki , ihmal var diye bizi kimse suçlayamaz.

  

Düşünün pistte sedye yok, muhtemelen boynu kırık, iç kanama geçiren gözlerinin önünde can çekişen kızı mecbur oluyorlar indirmeye babadan kalma yöntemlerle (yanlış anlaşılmasın kimseyi suçlamıyorum, ben de olsam muhtemelen aynısını yapardım kıymetli dakikalar geçerken).

Kulüplere, onlarca sporcuya pist gösteriyorlar gidin orda antreman yapın diye, kimsenin aklına gelmiyor, ya şuraya birkaç sedye ayarlayalım bir ambulans çağıralım demek. Bu ihmal değil tabii haza “geri zekalılık”.

 

Uzun lafın kısası diyeceğim o ki “affet bizi Aslı, senin katilin biziz, bizim vurdum duymazlığımız”

Seni çok seven ve hiç unutmayacak olan Hakan abin.

 

 

<<< Pencereyi Kapat >>>